Ne zaman kar yağsa istemsizce evsizlere dua ederim, "Allah yardımcıları olsun, kim bilir ne zordur
bu havada dışarıda olmak!". Bunu sosyal farkındalığımın çok ileri seviyede olmasına değil,
babama borçluyum. Televizyonda ne zaman yurttan kar manzaraları olsa ağzından bu cümleler
dökülürdü. Yağan kara sevinir, ama yufka yüreği bu kısa sevincini gölgelerdi.
Kar topu, kardanadam, poşetle kaymaca... Bir çocuk için oldukça fazla fırsatlar sunuyor üzerine
basıp geçtiğimiz beyaz mutluluk. Ben ise, her şeyde olduğu gibi, sıcağı sıcağına severim karı.
Yoğun bir şekilde yağarken beni içine çekmesini severim. Taze birikmiş kara basmaktan öyle keyif alırım ki, ayakkabım kara doyana kadar yerde basılmamış nokta bırakmam. Eve çıkınca ise, yağan karı seyretmek elbette ayrı keyiftir. Pencerenin önünde birikmiş karı toplayıp içeri almak, daha sonra bunun o kadar da iyi bir fikir olmadığının farkına varıp dışarı sallamak da buna dahil tabi.
Kar yağması bana açıklayamadığım bir huzur veriyor. Sanki her kar tanesiyle bir melek de iniyormuş
gibi yeryüzüne. Sanki her biri üşüyen insanlara yardım etmek için kar ile beraber geliyormuş gibi.
Doğrusu nedir bilinmez ama kar beraberinde sanki rahmet getiriyormuş gibi. Bu yüzden, onu
"beyaz kıyamet, zulüm, işkence" diye tanımlayan düşük profil televizyon kanallarının haber bültenlerine inat, bu sene daha bir kucaklayacağım kardanadamları...
Arz-u Hal - 3
Sanki ödenmemiş bir borcum var...
İçinde bulunduğum durum beni endişelendiriyor, evet. Bunca nimetin arasında "dert sahibi" olmak,
şükürsüzlüğün ta kendisi aslında. İnançlı bir insanım, kadere iman eden, ağzından "hayırlısı"
kelimesini eksik etmeyen. Buna rağmen "derdim var" diyebiliyor olmak can sıkıcı. Son zamanlarda
aklıma takılan soruyu hatırlıyorum yeniden, acaba artık o kadar da "şey" değil miyim? Gittiğim yol,
yol değil mi? Yoksa kuruntu mu yapıyorum? Allah bilir. Bu sıralar her şeyden çok, "affedilmeye"
ihtiyacım var sanırım, hiç hak etmesem de.
İçinde bulunduğum durum beni endişelendiriyor, evet. Bunca nimetin arasında "dert sahibi" olmak,
şükürsüzlüğün ta kendisi aslında. İnançlı bir insanım, kadere iman eden, ağzından "hayırlısı"
kelimesini eksik etmeyen. Buna rağmen "derdim var" diyebiliyor olmak can sıkıcı. Son zamanlarda
aklıma takılan soruyu hatırlıyorum yeniden, acaba artık o kadar da "şey" değil miyim? Gittiğim yol,
yol değil mi? Yoksa kuruntu mu yapıyorum? Allah bilir. Bu sıralar her şeyden çok, "affedilmeye"
ihtiyacım var sanırım, hiç hak etmesem de.
Geçmişten bir arz-u hal
insanın boğazı düğüm düğüm olunca sadece konuşamaz sanıyordum, yazamıyormuş da..
2007'den..
2007'den..
Benzetmeler - 2
Düşün ki yemyeşil bir ormandasın,
Hava hafif yağmurlu, saçlarına itinayla düşüyor sanki yağmur damlaları,
Toprak buram buram iyilik kokuyor,
Ciğerin parçalanırcasına soluyorsun havayı,
Kuşlar orkestrasından en güzel parçalar çıkıyor o gün,
Ağaçlar buyur ediyor ziyafete, eğilen dallarıyla,
Adeta özüne dönmüşsün, sanki ilk yaratıldığın an gibi,
Hiç bitmesin istediğin ince patikada,
Zamanı uzatırcasına, yavaş yavaş yürüyorsun,
Geçen her saniye temizliyor hem bedenini hem ruhunu,
O an hiç bitmesin diye nelerini vermezdin,
Aklına düşüyor insanın birden,
Aslında ihtiyacımız olan şey ne kadar basitmiş,
Peşinde koşarken mutsuzluğun, eziyor insan papatyaları,
Toprağa düşmeden evvel bilmeli kıymetini toprağın,
Ab-ı hayat denizi dururken, girmemeli dünyanın sığ sularına,
Hayatın karışık denkleminde, 3. dereceden bilinmeyenlere inat,
Sevincine ortak ol simit attığın martıların.
Hava hafif yağmurlu, saçlarına itinayla düşüyor sanki yağmur damlaları,
Toprak buram buram iyilik kokuyor,
Ciğerin parçalanırcasına soluyorsun havayı,
Kuşlar orkestrasından en güzel parçalar çıkıyor o gün,
Ağaçlar buyur ediyor ziyafete, eğilen dallarıyla,
Adeta özüne dönmüşsün, sanki ilk yaratıldığın an gibi,
Hiç bitmesin istediğin ince patikada,
Zamanı uzatırcasına, yavaş yavaş yürüyorsun,
Geçen her saniye temizliyor hem bedenini hem ruhunu,
O an hiç bitmesin diye nelerini vermezdin,
Aklına düşüyor insanın birden,
Aslında ihtiyacımız olan şey ne kadar basitmiş,
Peşinde koşarken mutsuzluğun, eziyor insan papatyaları,
Toprağa düşmeden evvel bilmeli kıymetini toprağın,
Ab-ı hayat denizi dururken, girmemeli dünyanın sığ sularına,
Hayatın karışık denkleminde, 3. dereceden bilinmeyenlere inat,
Sevincine ortak ol simit attığın martıların.
10
Sıcak yaz gününde, serin bir gece esintisi gibi hasretim sana,
Gözlerimi kapatıp huzura dalmak istiyorum rüzgarında,
Varsın perdelerim uçuşsun, kapılarım çarpsın,
Yolumu kaybedeceksem okyanusun ortasında,
Yelkenim seninle dolsun, çıkar beni aydınlığa.EG-25-08-16
9
Güneş gibi parlak,
Ay gibi sakin,
Deniz gibi berrak,
Orman gibi huzur veren,
Bulut gibi hafif,
Toprak gibi merhametli ol
Ay gibi sakin,
Deniz gibi berrak,
Orman gibi huzur veren,
Bulut gibi hafif,
Toprak gibi merhametli ol
EG-01-08-16
Benzetmeler - 1
Çiçeklerin dili vardır, konuşamadıkları koca bir yalan.
Nasıl ki insan yüzünü buruşturur, çiçek de buruşur. İnsanın beti benzi atar ya, çiçek de sararıp solar.
Sevinince yüzümüz çiçek açmaz mı sahi! O da öyle işte.
Pür dikkat dinlerler bizi, rahatsız etmemek için ses çıkarmazlar sadece.
Olur olmaz karşımıza çıkarlar, bize çok sarılmak isterlerse güzel güzel kokarlar, içimize çekeriz onları.
Çiçekler pek alıngan değildirler, su vermedik diye hemen küsmezler.
Dar gelen saksılarına sessizce şükrederler.
Yalnız, çiçeği içten içe kurutan nedir bilir misiniz? Ben biliyorum.
Çiçekler sevgiyle yaşar.
Toprağında birikir verdiğiniz sevgiler.
Onları odanın görünmez köşesine ya da perdenin arkasına hapsetmeyin!
Gözünüzün önünde olsun, az güneş alıyor da olsa farketmez.
Güneşi sizin sevginiz olsun. Merhametinizle sulayın onu.
Her gün bir kere bakın en azından, sizin için açtığı tomurcuklar bunu hak ediyor ama değil mi?
Ben çiçeği birine benzeteceğim ama çıkaramadım.
Sanırım şöyle.
Herkesin hayatında bazı çiçekler vardır tarifine uyan.
Dost ise, iyi ya da kötü günde yanınızda görmek isteyeceğiniz, size enerji veren.
Sevgili ise, hayatınıza ışık olan, yolunuzu aydınlatan.
Çiçeklere iyi bakın ey insanlık!
Onlara hayattayken sıkı sıkıya sarılın, bırakmayın.
Zira, mezarlıkta yetişen çiçekler hüzünden başka birşey getirmez.
O saatten sonra onları merhametinizle değil, gözyaşlarınızla sulamak zorunda kalırsınız.
İşbu yazının özeti şudur,
Her çiçek bir insan, her insan da bir çiçekdir...
Nasıl ki insan yüzünü buruşturur, çiçek de buruşur. İnsanın beti benzi atar ya, çiçek de sararıp solar.
Sevinince yüzümüz çiçek açmaz mı sahi! O da öyle işte.
Pür dikkat dinlerler bizi, rahatsız etmemek için ses çıkarmazlar sadece.
Olur olmaz karşımıza çıkarlar, bize çok sarılmak isterlerse güzel güzel kokarlar, içimize çekeriz onları.
Çiçekler pek alıngan değildirler, su vermedik diye hemen küsmezler.
Dar gelen saksılarına sessizce şükrederler.
Yalnız, çiçeği içten içe kurutan nedir bilir misiniz? Ben biliyorum.
Çiçekler sevgiyle yaşar.
Toprağında birikir verdiğiniz sevgiler.
Onları odanın görünmez köşesine ya da perdenin arkasına hapsetmeyin!
Gözünüzün önünde olsun, az güneş alıyor da olsa farketmez.
Güneşi sizin sevginiz olsun. Merhametinizle sulayın onu.
Her gün bir kere bakın en azından, sizin için açtığı tomurcuklar bunu hak ediyor ama değil mi?
Ben çiçeği birine benzeteceğim ama çıkaramadım.
Sanırım şöyle.
Herkesin hayatında bazı çiçekler vardır tarifine uyan.
Dost ise, iyi ya da kötü günde yanınızda görmek isteyeceğiniz, size enerji veren.
Sevgili ise, hayatınıza ışık olan, yolunuzu aydınlatan.
Çiçeklere iyi bakın ey insanlık!
Onlara hayattayken sıkı sıkıya sarılın, bırakmayın.
Zira, mezarlıkta yetişen çiçekler hüzünden başka birşey getirmez.
O saatten sonra onları merhametinizle değil, gözyaşlarınızla sulamak zorunda kalırsınız.
İşbu yazının özeti şudur,
Her çiçek bir insan, her insan da bir çiçekdir...
8
İçime oturan ağırlık geçecek mi,
Tutup kaldıracak gücüm var mı,
Düşecek mi tesbihin son tanesi,
Susacak mı kulağımdaki acı melodi,
Zor değil mi bunca şey,
O ağırlık aslında en başından beri seninle,
Gücün yok bunlar son çırpınışların,
Yere saçılacak tesbihin,
Susacak sevdiğin tüm müzikler,
Hayat zor değil, sen zayıfsın!
EG-28-07-16
Tutup kaldıracak gücüm var mı,
Düşecek mi tesbihin son tanesi,
Susacak mı kulağımdaki acı melodi,
Zor değil mi bunca şey,
O ağırlık aslında en başından beri seninle,
Gücün yok bunlar son çırpınışların,
Yere saçılacak tesbihin,
Susacak sevdiğin tüm müzikler,
Hayat zor değil, sen zayıfsın!
EG-28-07-16
7
Sen benim,
En sevdiğim bilmecemin son parçası,
Bakışlarımın gizli cevabı,
Çok bilinmeyenli denklemim,
Sevgi biriktirdiğim kumbaramsın.
EG-15-07-16
En sevdiğim bilmecemin son parçası,
Bakışlarımın gizli cevabı,
Çok bilinmeyenli denklemim,
Sevgi biriktirdiğim kumbaramsın.
EG-15-07-16
6
Mutlak bir mutsuzluk denizinde,
Can yeleksiz, yüzme bilmeden çırpınıyorum,
Su yutar gibi kötülük yutuyorum,
Mutlu sanılmak için gülümsüyorum ama nafile,
Unutmak için acısını,
Görmezden gelmek için batışımı,
Daha fazla istiyorum herşeyden,
Daha çok batıyorum,
Mutluluk denizinden çok uzakta,
Bîçareyim, yalnızım, üşüyorum
Ey mutlak huzurun sahibi,
Ey kalbimi kudretinde bulunduran,
Aldığım nefesi verdiren,
Gözlerime merhamet edip yaşlar biriktiren,
Sana varmayan yollarda perişanım,
Yüreğimdeki çölleşmiş topraklara bir nihayet ver,
Sonsuz merhamet denizinin bir damlası yeter,
Huzuruna getirdiğim tek şey aczim,
Kabul eyle, bağışla ya Erhamerrâhimin.
EG-15-07-16
Can yeleksiz, yüzme bilmeden çırpınıyorum,
Su yutar gibi kötülük yutuyorum,
Mutlu sanılmak için gülümsüyorum ama nafile,
Unutmak için acısını,
Görmezden gelmek için batışımı,
Daha fazla istiyorum herşeyden,
Daha çok batıyorum,
Mutluluk denizinden çok uzakta,
Bîçareyim, yalnızım, üşüyorum
Ey mutlak huzurun sahibi,
Ey kalbimi kudretinde bulunduran,
Aldığım nefesi verdiren,
Gözlerime merhamet edip yaşlar biriktiren,
Sana varmayan yollarda perişanım,
Yüreğimdeki çölleşmiş topraklara bir nihayet ver,
Sonsuz merhamet denizinin bir damlası yeter,
Huzuruna getirdiğim tek şey aczim,
Kabul eyle, bağışla ya Erhamerrâhimin.
EG-15-07-16
5
hayat,
cam kırıklarıyla dolu bir dondurma,
yedikçe kanatıyor,
bazen az kanatıyor, göz ardı ediyorsun,
acıtıyor ama, tatlı rüyaya dalmaya engel değil,
bazen de büyük bir cam parçası boğazına takılıyor,
yutkunamıyorsun bile,
işte o zaman,
ne denizin tatlı mavisi,
ne ağaçların ferah yeşilliği,
hiçbirşeyi gözü görmez insanın,
yutkunamazken bile, tüm bunların ne önemi var zaten,
elinden birşey gelmez,
içine çöken ağırlığı kaldıracak gücün zaten yok,
çaresiz bekliyor insan, eli kolu bağlı,
acziyetini anlıyor,
ve diyor ki,
ne gereği vardı bütün bunların,
kısacık hayat için değer miydi bunca şeye,
neden elimdeki onca şeyin bilmedim kıymetini,
neden atmadım simidimin yarısını içimdeki martılara,
neden sarılmadım,
neden içime çekmedim, sevdiklerimin güzel kokusunu,
geçen zaman geri gelmez mi,
yine beraber oturamaz mıyız, bakamaz mıyım gözlerinin içine,
akrep ve yelkovan, tersine dönmez mi bir kerecik,
çok mu zor,
sana son bir tebessüm etme şansı yakalamam..
EG-10-05-16
cam kırıklarıyla dolu bir dondurma,
yedikçe kanatıyor,
bazen az kanatıyor, göz ardı ediyorsun,
acıtıyor ama, tatlı rüyaya dalmaya engel değil,
bazen de büyük bir cam parçası boğazına takılıyor,
yutkunamıyorsun bile,
işte o zaman,
ne denizin tatlı mavisi,
ne ağaçların ferah yeşilliği,
hiçbirşeyi gözü görmez insanın,
yutkunamazken bile, tüm bunların ne önemi var zaten,
elinden birşey gelmez,
içine çöken ağırlığı kaldıracak gücün zaten yok,
çaresiz bekliyor insan, eli kolu bağlı,
acziyetini anlıyor,
ve diyor ki,
ne gereği vardı bütün bunların,
kısacık hayat için değer miydi bunca şeye,
neden elimdeki onca şeyin bilmedim kıymetini,
neden atmadım simidimin yarısını içimdeki martılara,
neden sarılmadım,
neden içime çekmedim, sevdiklerimin güzel kokusunu,
geçen zaman geri gelmez mi,
yine beraber oturamaz mıyız, bakamaz mıyım gözlerinin içine,
akrep ve yelkovan, tersine dönmez mi bir kerecik,
çok mu zor,
sana son bir tebessüm etme şansı yakalamam..
EG-10-05-16
Arz-u Hal - 1
Olmasa da takatim, koşuyorum.. Kaçarcasına, pervasızca.. Dolu sokaklar, boş ruhlar arasında gidip gelmeler daha çok yorduğu için.. Ya da, hayatın cam kırıkları daha az batsın diye ayaklarıma.. Durmuyorum.. Dünya durmak için iyi bir yer değil..
4
Bir yokluk imiş sevda
Kazanmaktan çok kaybetmeye alışmak
Sevinmekten çok üzülmeye müptela
Kavuşmaktan çok hasrete sevdalı
Mavi ile yeşil, Şahrud ile Seyduna
EG-29-03-16
Kazanmaktan çok kaybetmeye alışmak
Sevinmekten çok üzülmeye müptela
Kavuşmaktan çok hasrete sevdalı
Mavi ile yeşil, Şahrud ile Seyduna
EG-29-03-16
3
Gözüme birşey kaçmadı,
Ağlıyorum,
Her gün daha iyiye gitmiyor,
Batıyorum,
Önemli birşey değil, değil,
Önemli,
Unutmaya çalışmıyorum,
Unutamıyorum
EG-27-03-16
2
Dünya mı dönüyor,ben mi sarhoşum
Şimşek mi çakıyor,ben mi korkuyorum
Işıklar mı sönüyor,ben mi yorgunum
Çiçekler mi açıyor,sen mi gülüyorsun
EG-26-03-16
1
Perdeme düşen ağaç gölgesi gibi
Issız ve yorgun bakışlarım
Yere düşen dallarda buldum
Yıllarca pesinden koştuğum hayalimi
Kurumuş ve sararmış olsa da
Bir can suyu alır yılların yorgunluğunu
Ve yeniden renklenirse hayallerim,
Merhaba kuşlar, merhaba dünya
EG-25-03-16
Issız ve yorgun bakışlarım
Yere düşen dallarda buldum
Yıllarca pesinden koştuğum hayalimi
Kurumuş ve sararmış olsa da
Bir can suyu alır yılların yorgunluğunu
Ve yeniden renklenirse hayallerim,
Merhaba kuşlar, merhaba dünya
EG-25-03-16
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)